⚠️ Spoiler Uyarısı:
Bu yazı Adolescence dizisine dair önemli olay örgüsü detayları ve yorumlar içermektedir.
Bir çocuk ve ergen psikoloğu olarak Adolescence’ı izlerken mesleki bir meraktan çok, içime oturan bir tanıdıklık duygusu yaşadım. Çünkü dizide anlatılan hikâye “uç bir vaka” değil; terapi odalarında, okul görüşmelerinde ve ebeveynlerle yapılan kaygılı konuşmalarda parçalarını sıkça gördüğümüz bir gerçekliğin dramatize edilmiş hâli.
Dizi bize bir çocuğun ne yaptığını anlatmaktan çok, bir çocuğun nasıl yalnız kaldığını gösteriyor.
“Bir Anda Olmadı”
13 yaşındaki Jamie’nin işlediği iddia edilen suç, izleyiciye ilk anda bir şok etkisi yaratıyor. Ama bölümler ilerledikçe şunu fark ediyoruz: Bu olay bir anda olmadı. Ne bir gecede oldu, ne de tek bir hatanın sonucu.
Jamie’nin hikâyesi;
- görülmeyen zorbalıkların,
- ciddiye alınmayan öfkenin,
- “ergenliktir geçer” denilen içe kapanmaların
yavaş yavaş birikmesinden oluşuyor.
Bir çocuk problem davranış gösterdiğinde biz yetişkinler çoğu zaman sonuca bakıyoruz, sürece değil. Adolescence ise tam tersini yapıyor: Süreci önümüze koyuyor ve bakmamız için bizi zorluyor.
Dijital Dünya: En Sessiz Ama En Etkili Alan
Dizinin en çarpıcı taraflarından biri, çocuğun dijital dünyada yaşadıklarının ne kadar “görünmez” olduğu. Aile evde, okul ders programında, her şey sözde normal… Ama çocuğun zihninde ve ekranın arkasında bambaşka bir dünya dönüyor.
Bugün çocuklar için dijital alan:
- bir sosyalleşme yeri,
- bir kimlik deneme alanı,
- bazen de öfke ve aşağılanmanın sahnesi.
Ve önemli bir gerçek var:
Çocuklar dijital olarak yaşadıklarını, yetişkinlere her zaman anlatmazlar.
Çünkü utanırlar, korkarlar, anlaşılmayacaklarını düşünürler ya da “yasaklanırım” kaygısı yaşarlar.
Adolescence tam olarak bunu anlatıyor bize. Çocuk odasında yalnız değil; ama biz onun yalnızlığını göremiyoruz.
“Gözetim” Kelimesi Neden Bu Kadar Rahatsız Ediyor?
Bu noktada birçok ebeveynin içi sıkılıyor:
“Çocuğumu mu kontrol edeceğim?”
“Güvenmeyecek miyim?”
Burada çok önemli bir ayrım var. Bizim konuşmamız gereken şey baskıcı denetim değil, koruyucu takip.
Bir çocuğun belli bir yaşa kadar:
- dijital temaslarının,
- kimlerle, ne tür içeriklerle karşılaştığının,
- duygusal olarak neyin onu zorladığının
okul ve aile iş birliğiyle takip edilmesi, çocuğa güvensizlik değil; çocuğu yalnız bırakmamaktır.
Dizideki en büyük eksikliklerden biri tam da budur: Herkes iyi niyetlidir ama kimse bütün resmi görmez. Parçalar birleşmez.
Okul–Aile–Çocuk: Kopuk Halkalar
Bir çocuk bir günün büyük bölümünü okulda geçirir. Dijital dünyada yaşadıklarını çoğu zaman okul arkadaşlarıyla paylaşır. Evde ise çoğu ebeveyne “iyiyim” demek en güvenli cevaptır.
Bu yüzden çocukları korumak, tek başına ebeveynlik meselesi değildir.
Adolescence, okul rehberlik sistemlerinin, öğretmenlerin ve ailelerin aynı dili konuşamadığında nelerin gözden kaçabileceğini acı bir şekilde gösteriyor.
Çocukların:
- davranış değişimleri,
- ani öfke patlamaları,
- içine kapanmaları,
- dijital dünyaya aşırı kaçışları
bir “sorun çıkarma” hali değil, çoğu zaman yardım çağrısıdır.
Son Söz Yerine
Adolescence’ı izledikten sonra şu cümle zihnimde kaldı:
“Bu çocuk bu noktaya gelene kadar, kimler onu kaçırdı?”
Bir çocuk ve ergen psikoloğu olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim:
Çocukların hem kendileri hem de dijital varlıkları, belli bir yaşa kadar özgür bırakılmamalı, ama kontrol altında da ezilmemeli.
Onları korumak;
- izlemek,
- anlamaya çalışmak,
- konuşmak,
- birlikte sorumluluk almaktır.
Ve belki de en önemlisi:
Çocuklar için “Ben buradayım, fark ediyorum” diyebilmektir.
Çünkü bazen bir çocuk, sadece biri gerçekten baktığında kurtulur.
