Klinik Psikolog Pedagog Afife Selvitopu olarak ergenlerle çalışırken en çok dikkat ettiğim alanlardan biri, “yıkıcı davranışlar”ın arkasındaki gerçek ihtiyacı anlayabilmektir. Çünkü ergenlik döneminde ortaya çıkan davranışlar çoğu zaman sadece “davranış” değildir; yoğun bir içsel sürecin dışa vurumudur.
Yıkıcı davranışlar; kendine zarar verme, aşırı öfke patlamaları, riskli davranışlar, kurallara karşı yoğun direnç ve içe kapanma gibi farklı şekillerde karşımıza çıkabilir. Özellikle kendine zarar verme davranışı, aileler için oldukça sarsıcı ve korkutucu bir durumdur. Ancak bu davranışı yalnızca “zarar verme” olarak görmek, sürecin anlaşılmasını zorlaştırır.
Kendine Zarar Verme Ne Anlatır?
Klinikte kendine zarar verme davranışını sıklıkla şu şekilde anlamlandırırım:
Ergen için bu davranış çoğu zaman bir “ölmek isteme” değil, “dayanılmaz olanı düzenleme” çabasıdır.
Yoğun içsel huzursuzluk, kaygı, öfke ya da boşluk hissi yaşayan ergen, bu duyguları yönetemediğinde kendine zarar verme davranışına yönelebilir. Çünkü bu davranış:
Duyguyu somutlaştırır
İçsel karmaşayı tek bir noktaya indirger
Kontrol hissi yaratır
Geçici bir rahatlama sağlar
Yani aslında baş edilemeyen bir duyguyu, “uğraşılabilir bir acıya” dönüştürme çabasıdır.
Yıkıcı Davranışların Olası Nedenleri
Ergenlerde yıkıcı davranışlar tek bir nedene bağlı değildir. Çoğu zaman birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkar:
Yoğun yalnızlık hissi
Depresyon ve melankoli
Duygu regülasyonu güçlüğü
Aile içi çatışmalar
Olumsuz benlik algısı
Travmatik yaşantılar
Sosyal anksiyete ve dışlanma
Kimlik gelişimi sürecinde yaşanan karmaşa
Bazı durumlarda daha derin psikiyatrik süreçler de eşlik edebilir. Özellikle psikotik belirtiler, ağır depresyon ya da kişilik yapılanmaları bu davranışları güçlendirebilir. Bu nedenle her vaka mutlaka bireysel olarak değerlendirilmelidir.
Öfke ve Yıkıcılık İlişkisi
Ergenlerde yıkıcı davranışların önemli bir kısmı regüle edilemeyen öfke ile ilişkilidir.
Ancak bu öfke çoğu zaman görünen yüzdür. Altında:
anlaşılmama
değersizlik
yetersizlik
reddedilme korkusu
gibi daha kırılgan duygular bulunur.
Ergen bu duyguları ifade edemediğinde, öfke ve yıkıcılık devreye girer.
Kendine Zarar Verme Bir “Duygu Düzenleme” Aracı Olabilir
Klinik gözlemlerimde bazı ergenlerin kendine zarar verme davranışını bir tür düzenleme aracı olarak kullandığını görürüm.
Örneğin yoğun kaygı yaşayan bir ergen, bu davranış sonrası geçici bir rahatlama hissedebilir. Bu durum davranışı pekiştirir ve tekrar etmesine neden olabilir.
Bazı ergenlerde ise bu süreç daha farklı ilerler. Kendine zarar verme, suçluluk duygusu ile birleşir ve bu da döngüyü derinleştirir.
Nadir de olsa bazı vakalarda mazoşistik eğilimler de bu davranışın bir parçası olabilir. Ancak bu değerlendirme mutlaka uzman tarafından yapılmalıdır.
Ergenlik ve Benlik Algısı
Ergenlik, benlik algısının yeniden şekillendiği bir dönemdir. Eğer çocukluk döneminde olumsuz benlik algısı gelişmişse, ergenlikte bu daha görünür hale gelir.
Bu noktada daha önce ele aldığım “çocuklarda özgüven” konusu da sürecin temelini oluşturur. Ergenlikte yaşanan birçok yıkıcı davranışın kökeninde, kendilik algısına dair sorunlar bulunabilir.
Aileler Nasıl Yaklaşmalı?
Bu süreçte ailelerin en sık yaptığı hata, davranışı durdurmaya odaklanmaktır.
Oysa asıl soru şudur:
“Bu davranış neyi anlatıyor?”
Ergene yaklaşımda:
yargılamayan
dinleyen
anlamaya çalışan
sakin kalan
bir tutum oldukça önemlidir.
“Bunu neden yapıyorsun?” yerine
“Bu sana ne hissettiriyor?”
sorusunu sormak, süreci anlamaya yardımcı olur.
Ne Zaman Uzman Desteği Alınmalı?
Aşağıdaki durumlarda mutlaka profesyonel destek öneririm:
Kendine zarar verme davranışı varsa
Yoğun öfke patlamaları yaşanıyorsa
İçe kapanma artıyorsa
Depresif belirtiler gözleniyorsa
Sosyal ilişkiler ciddi şekilde bozulduysa
Bu tür durumlar ihmal edilmemelidir.
Sonuç
Ergenlerde yıkıcı davranışlar, çoğu zaman bir “sorun” değil, bir “mesajdır”.
Bu mesaj doğru okunduğunda, ergenin neye ihtiyaç duyduğu anlaşılır.
Ve bu noktadan sonra süreç, kontrol etmekten çok anlamaya doğru evrilir.
Unutulmamalıdır ki her davranışın bir anlamı vardır.
Ve bu anlam çözüldüğünde, değişim kendiliğinden başlar.
