Oyun Terapisinde Utanç, Sosyal Anksiyete ve Olumsuz Benlik Algısı ile Çalışmak

Klinik Psikolog Pedagog Afife Selvitopu olarak oyun terapisi sürecinde en hassas çalıştığımız alanlardan biri, çocuğun kendilik algısıdır. Çünkü çocuk kendini nasıl görüyorsa, dünyayı da o gözle deneyimler. “Ben yetersizim”, “Ben sevilmem”, “Ben hata yaparsam reddedilirim” gibi olumsuz inançlar, çoğu zaman utanç duygusu ve sosyal anksiyete ile birlikte ilerler.

Bu noktada oyun terapisi, çocuğun iç dünyasında yerleşmiş bu inançları görünür kılmak ve dönüştürmek için en etkili yöntemlerden biridir.

Utanç Duygusu ve Çocuk

Utanç, çocukların en derin ve en zor ifade ettiği duygulardan biridir. Çünkü utanç, yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda “benlik algısını” doğrudan etkileyen bir deneyimdir.

Klinikte utanç duygusu genellikle şu şekilde karşımıza çıkar:

Çocuk hata yapmaktan aşırı korkar
Göz teması kurmaktan kaçınır
Kendini geri çeker
“Ben yapamam” söylemini sık kullanır
Yeni ortamlarda donakalır

Bu durum çoğu zaman sosyal anksiyete ile birlikte ilerler.

Sosyal Anksiyete Oyun İçinde Nasıl Görülür?

Sosyal anksiyetesi olan çocuklar oyun terapisi odasında da kendini belli eder.

Bazı çocuklar oyuna başlamadan önce uzun süre bekler
Bazıları terapiste sürekli “doğru mu yaptım?” diye sorar
Bazıları ise oyuna hiç girmeden gözlemci kalır

Bu davranışlar, çocuğun hata yapma korkusunu ve değerlendirilme kaygısını yansıtır.

Olumsuz Benlik Algısı Nasıl Oluşur?

Çocuklar kendileriyle ilgili inançlarını deneyimlerinden öğrenir.

Sık eleştirilen
kıyaslanan
yetersiz hissettirilen
ya da duyguları görülmeyen çocuklarda

olumsuz benlik algısı gelişebilir.

Bu çocuklar zamanla şu inançları geliştirir:

Ben yeterli değilim
Ben sevilmem
Ben başarısızım

Bu inançlar, çocuğun tüm davranışlarını etkiler.

Oyun Terapisinde Bu İnançlar Nasıl Ortaya Çıkar?

Çocuklar bu inançları doğrudan söylemez. Oyun içinde gösterir.

Bir çocuk sürekli kaybeden karakteri seçiyorsa
oyunu sık sık bozuyorsa
başlamadan vazgeçiyorsa
ya da kendini geri planda tutuyorsa

burada olumsuz benlik algısına dair güçlü ipuçları vardır.

BDOT ile Çocuklarla Çalışmak

Oyun terapisi sürecinde BDOT yaklaşımı, yani beden, duygu, oyun ve düşünce bütünlüğü üzerinden çalışma oldukça etkilidir.

Bu yaklaşımda çocuk sadece konuşmaz
bedeniyle hisseder
oyunla ifade eder
ve zamanla düşünceyi dönüştürür

Örneğin bir çocuk “ben yapamam” inancına sahipse, bu yalnızca sözel bir düşünce değildir. Bedende bir çekilme, oyunda bir kaçınma ve duyguda bir kaygı ile birlikte ortaya çıkar.

BDOT ile çalışırken bu dört alan birlikte ele alınır.

Duygu Regülasyonu ve Utançla Çalışmak

Utanç duygusu doğrudan çalışıldığında çocuk için çok yoğun olabilir. Bu nedenle oyun terapisi sürecinde utanç dolaylı olarak ele alınır.

Çocuk önce oyunda kendini ifade eder
sonra duygusu yansıtılır
ardından bu duygu güvenli ilişki içinde düzenlenir

Bu süreçte çocuk şunu deneyimler:

Hata yapsam da kabul ediliyorum
Yanlış yapsam da ilişki devam ediyor
Ben olduğum halimle yeterliyim

İşte bu deneyim, olumsuz benlik algısının dönüşmesini sağlar.

Sosyal Anksiyete ile Oyun İçinde Çalışmak

Sosyal kaygısı olan çocuklarla oyun terapisi sürecinde:

rol oyunları
sosyal senaryolar
tekrar eden etkileşimler

kullanılır.

Çocuk oyun içinde sosyal durumları deneyimler, prova eder ve zamanla daha rahat hale gelir.

Terapötik İlişkinin Gücü

Tüm bu süreçte en önemli unsur ilişkidir.

Çocuk, yargılanmadığı
eleştirilmediği
kabul gördüğü

bir ortamda kendini yeniden tanımlar.

Bu deneyim, çocuğun iç dünyasında “benlik algısını” yeniden yapılandırır.

Ne Zaman Destek Alınmalı?

Eğer çocuk:

çok utangaçsa
sosyal ortamlardan kaçıyorsa
kendini sürekli yetersiz görüyorsa
yeni şeyler denemekten kaçınıyorsa

oyun terapisi ile desteklenmesi faydalı olacaktır.

Sonuç

Utanç, sosyal anksiyete ve olumsuz benlik algısı birbirine bağlı süreçlerdir.

Oyun terapisi, çocuğun bu döngüyü kırmasını sağlar.
Çocuk oyun içinde kendini yeniden deneyimler
ve zamanla “yetersizim” inancı yerini
“yapabilirim” duygusuna bırakır.